İslamın Şartları nelerdir?

| 02 Aralık 2012 Yorum Yok

İSLAM

 İslamın Şartları nelerdir?

İslamın Tarifi

 

Kelime olarak teslim olmak, itaat etmek, bağlanmak, boyun eğmek, selamette olmak gibi anlamlara gelir.

Terim olarak, Hz Muhammed (s.a.v.)’in tebliğ buyurduğu şeylerin hep­sini kalp ile tasdik ve dil ile ikrar edip onları yaşamak ve günlük hayatı­mıza bilfiil uygulamaktan ibarettir. [1]

 

İslamın Esasları

 

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde İslam’ın esaslarını toplu olarak şöylece ifade etmişlerdir:

“Müslümanlık beş temel esas üzerine kurulmuştur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)’in Allah’ın Resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan orucunu tut­mak.”[2]

Bu hadisi şeriften anlaşıldığı gibi islam’ın şartı beştir. [3]

 

1- Kelime-i Şahadet

 

‘Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu ve Resu­lüdür’ diye kalp ile tasdik edip dil ile ikrar edilmesi gerekir. İslam’ın bi­rinci esası budur. Müslüman olmak isteyen birinden ilk istenen sarsılmaz bir iman ile Kelime-i Şehadeti getirmektir.

Kelime-i Şehadet’in üzerinde biraz duralım. Kelime-i şehadelin temeli iman’dan gelmektedir. Yani öz bir şekilde iman etmek gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) imanı tarifinden: “Kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve daha sonra bunları günlük hayatta uygulamak” şeklinde anlamaktayız.

Evet, Kelime-i Şehadet, imanın ilk esası olan Allah’a inanmaktan gelir.Öyle bir iman ki, kendisinden her türlü hayrın dal budak saldığı, mey­ve verdiği bir meyve ağacı gibi büyük hayatın kökü olmalıdır. İmanın böyle sağlam ve sarsılmaz bir kökten olması gerekir.

Dal budak diyebileceğimiz salih amel, imanın tabii semeresidir. İman, bir kalbe yerleşmesi durumunda kendiliğinden ortaya çıkar. Kelime-i Şehadet’in özünde böyle bir iman olmalıdır.

Salih amellerin başında gelen İslam’ın temel esaslarına devam edelim. [4]

 

2- Namaz Kılmak

 

Dinimizin direği olan namaz, akıllı olan ve buluğ çağına eren her Müslüman kadın ve erkeğe farzdır. Farz olan namazlar günde beş vakit­tir.

Şuurla kılınan namazın insanları kötülüklerden alıkoyacağı  Allah tarafından bildirilmiştir. Ayeti kerimede Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Yazıklar olsun o kimselere ki namazlarından gafildirler.” (Maun: 107/45)

Başka bir ayeti kerimede yine Yüce Allah şöyle buyurur.

” (Manasını anlamak, ezberlemek ve gereği üzere Allah’a ibadet et­mek için ey Resulüm,) Sana vahyediien kitabı oku ve namazı kıl. Gerçek­ten namaz, kötü işten ve uygunsuzluktan alıkoyar. Muhakkak ki, Allah’ı zikretmek (Namaz kılmak) ibadetlerin en büyüğüdür. Allah (iyilik ve kötü­lük) her ne yaparsanız onu bilir.” (Ankebut: 29/45) [5]

 

3- Zekat Vermek

 

İslamın esaslarından biri de zekattır. İslama göre zekat fakirin zenginin malı üzerindeki hakkıdır.

Zekat sosyal adaletin sağlanmasında en büyük etkendir. Toplum içeri­sindeki huzursuzlukların başında genelde maddiyat sebep oluyor ve ço­ğunlukla “Senin var benim yok” kavgası bundan kaynaklanıyor. İşte is­lam bu ilahi ölçüyü getirerek zengin fakir dediğimiz bu iki sınıfın arasını Zekat müessesesi ile birbirine yaklaştırmaktadır.

Zekatın farziyetinden şartlarını taşıyan herkes sorumludur. Yani mükellef olan herkesin malı nisabı bulduğu takdirde zekatını çıkarıp ver­mesi gerekir.

Zekatın yanında sadaka, yardımlaşma ve borç verme gibi durumlar da olunca adalet mefhumu daha da önem taşımaktadır. [6]

 

4- Haccetmek

 

Dinen zengin sayılan ve sıhhatli olanlara Allah’ın farz kıldığı bir iba­dettir. Dünyanın muhtelif yerlerinde yaşıyan müslümanlarm birbiriyle ta­nışmalarına ve kaynaşmalarına vesile olur.

Hacc, temelde kişinin Allah’a doğru yönelmesidir. İnsanoğlunun ya­ratılış felsefesinin sembolik bir göstergesidir. Biraz daha açıklanacak olursa, Hacc ibadeti pek çok şeylerin aynı anda gösterilmesidir. Bu yara­dılış göstergesi bir tarih göstergesi, bir birlik göstergesi ve bir ümmet gös­terişi olarak bu temel ibadetle kendini gösterir.

Hac ibadeti ile Kâ’be’yi ziyaret etmenin derin bir anlamı vardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedesi tarihin en eski ve en mükemmel insa­nı İbrahim (a.s.), Kâ’be tavaf edilirken tıpkı canlandırılır.

Hazreti İbrahim yeryüzündeki bütün putları reddederek yalnızca Al­lah’ı sevdi ve O’na itaat etti. Kendi elleriyle Kâ’be’yi yaptı. Bu yapı o günden bugüne ve kıyamete kadar yeryüzünde Allah’ın evidir. Kimi in­sanların hemen aklma şu soru geliyor. Acaba o Kabe’nin içerisinde ne vardır?

Evet madde gözüyle baktığımız zaman orda hiç bir şey göremeyiz. Ama dinimiz bizi mana itibarıyla da ele aldığı için biz o Kâ’be’ye mâna itibarıyla bakacağız.

Kâ’be’nin herhangi bir yönü yoksa da ibadetlerimizle Kâ’be’ye dön­mekle yönümüzü seçiyor ve Allah’a dönüyoruz demektir.

Kuran-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Doğu da Allah’ındır, batı da, onun için nereye döner yönelirseniz Al­lah’ın yüzü oradadır. (Bakara: 2/115)

Kâ’be’nin dışında ibadet ederken O’na dönmek gerekir.

Kâ’be’nin batısına doğru, Kabe’ye bakan yarım daire şeklinde bir du­var vardır, adına “Hicr-i İsmail” denilir. Hicr, bir eteğin simgesidir. Yarım ay şeklindeki bu duvar bir eteği andırır.

İbrahim (a.s.)’in zevcesi Sare’nin Hacer isminde Habeşistanlı siyah bir cariyesi vardı. Sare’nin kocası İbrahim’e çocuğu olması için İbrahim (a.s.)’ın Hacer ile beraber olup ses çıkarmayacak kadar yoksul ve alçak gönüllü idi. İbrahim (a.s.)’ın zevcesi olma şerefinin yanı sıra daha çok şe­reflendirmek için Allah Hacer ile Kâ’be arasında bir ilgi kurdu.

Hacer’in evi İsmail (a.s.)’ın doğduğu yerdir. Hacer’in evi diyebilece­ğimiz mezarı oradadır. Mezar, Kabe’nin 3. sütununun yanındadır. Hiç kimsenin, peygamberlerin dahi camiye gömülmeleri düşünülmezken, si­yah (Habeşli) bir kadının Allah’ın eviyle yanyana olması ne kadar düşün­dürücüdür. İsmail (a.s.)’in annesi Hacer orada gömülüdür. Kâ’be O’nun mezarına doğru uzanır. Duvarla Kâ’be arasında dar bir geçit vardır. Kâ’be’yi tavaf ederken, Allah (c.c.)’ın duvarı da Kâ’be’den sayarak O’nun dışından dönmemizi emrederek bunun aksini kabul etmez.

Tevhid’e inanıp Allah’ın Hacc emrinin çağrısını kabul edenler, Kâ’be’yi tavaf ederken Hacer’in medfun olduğu bu eteği de Kâ’be’den sayıp öylece tavaf etmeleri gerektiğinden büyük bir ibret almaları gerekir.

O etekte;

Bütün insanlığın arasından bir kadın,

Bütün kadınların arasından bir cariye ve

Bütün cariyeler arasından siyah bir hizmetçi o makamda bulunur.

Safa ile Merve arasında yapılan sa’yin de yine Hacer’e yad olsun diye yapmanın elbette büyük bir anlamı vardır.

Müslüman, haccını bu şuurda yapacak veya hacca bu şuurla bakacak,

İslam dininde kadın ikinci sınıf insandır diyenler için bu, en mükem­mel cevaptır. [7]

 

5- Oruç Tutmak

 

Oruç, nefsin terbiye edilmesinde en büyük amildir. Oruç her yıl Rama­zan ayında tutulur. Ramazan ayı senenin bülün günler ve aylarına isabet edecek şekilde seyreder.

Dinimizde ibadetlerin özünü teşkil eden Namaz, Zekat ve Hacc gibi, Oruç ta yalnız Allah’ın emri olduğu için tutulmalıdır. Allah’u Teala neyi emretmişse biz insanlar için mutlaka faydası vardır. Zira O hiç bir şeyi boşuna emretmez. Orucun faydalarını kısaca da olsa şöylece sıralayabili­riz:

Oruç, müminlere köklü bir irade terbiyesini vererek nefsi arzuları fren­leme alışkanlığını öğretir.

Oruç, ahlaki güzelliklerin ve hayati başarıların kaynağı olan sabrın te­kamül ufuklarını feyizle açan bir ibadettir.

Oruç. mü’minlere Allah için iş yapma, herhangi bir çıkar beklemeksi­zin, zorluk ve mahrumiyetlere göğüs germe, İslami değerleri hakim güç kılma uğrunda mücadele eğitimi yaptıran bir ibadettir.

Oruç, Allah’ın koyduğu iman ve fazilet ölçüleri içerisinde bütün mü’minlere eşitlik ruhunu aşılayan bir ibadettir.

Oruç, hayatın yalnız yeme, bencil duyguları ve şehevi arzulan tatmin etme gibi boş felsefelere dayanmayan ve bu menfi durumlara karşı mües­sir olan bir ibadettir.

Oruç, Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız”.[8] hadisi şerifine mazhar olarak vücudumuzun devr-i deve­ran halinde çalışan mide sinir ve sindirim sistemleri üzerinde dinlendirici ve şifa tesirlerini bırakan bir ibadettir.

Yukarıda saydığımız faydaların dışında insanlığın halen keşfedeme­diği orucun bir sürü faydaları vardır. Zaman ve teknik ilerledikçe mideyi ve bağırsakları dinlendirmenin yararları ayrı ayrı belirtilmektedir.

Avrupa’nın meşhur bilimadamları orucu o kadar yararlı görmüşlerdir ki nerdeyse hastalarına yazdıkları reçetelere ilave ederler. Zaten bilim adamlarından biri “Yakın bir zamanda reçetelere oruç tedavisini yazarsak şaşmayın” demiştir. [9]

 



[1] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 64.

[2] Tecrid-i Sarih Terc.1/28.

[3] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 64.

[4] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 64-65.

[5] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 65.

[6] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 65-66.

[7] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 66-67.

[8] Keşfül Hadis.

[9] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar, Ravza Yayınları: 68.

murat bas (446 Posts)

“Bir selâm ile selâmlandığınız vakit, siz ondan daha güzeli ile karşılık verin veya aynıyle mukabele edin. Şüphesiz ki Allah her şeyi hesap edendir.” (Nisâ: 86)


Etiketler:, , , ,

Yorum Yapın